Gazi Murat Caner'den bir posta geldi, kuşların azmiyle ilgili. Belki siz de şahit olmuşsunuzdur, çocuklar ya da rüzgar, kuşların o bin bir güçlükle çer çöp toplayarak yaptığı yuvaları bozabilir.
Yumurtalarını koymak için bir yuvaya ihtiyaç duyan kuşlar böyle bir durumda asla pes etmeyerek yuvayı yeniden, yeniden yapabilecek gücü kendilerinde bulurlarmış.
Yıllar önce Ankara'da oturduğum bahçe katının penceresinde, ağlayarak izlediğim bir sahne geldi gözlerimin önüne bu postayı okuduğumda. Garaj tarafında bir çınar ağacı vardı ve günlerdir bir saksağan yuva yapıyordu çınarın dallarından birine.
O kadar çok sayıda gidip geldi ki, her defasında ağzında sıkı sıkı tuttuğu çöplerle. Sonunda başardı ve yumurtalarını bıraktı o sırça köşküne. Mini mini yavruları oldu... Bu kez, onları beslemek için koşuşturmaya başladı. Nedense erkek kuş yoktu ortalarda...
Belki o da hamileyken terk edilen kadınlar gibi terk edilmişti. Belki de eşi ölmüştü, kim bilir? Bir gün eve geldiğimde, o canım ağacın budandığını gördüm. Hem de neredeyse sadece gövdesi kalacak kadar. Kesilen dallar yerdeydi, anlaşılan işlem henüz gerçekleştirilmişti. Kısa bir süre sonra, gagasında mamayla saksağan geldi...
Geldi ama o yüzündeki, gözlerindeki ifadeyi nasıl anlatmalı size. Bir o yana uçuyor, bir bu yana... Nafile... Ya kediler yedi yavrucakları, ya da kesenler fark etmedi ve düşüp öldüler, bilemiyorum. Ama o anneyle birlikte ben de ağlamıştım, bunu hiç unutmuyorum.
Kayan yıldızlar....
Azrail'in kapımızı ne zaman çalacağını hiç bilmiyoruz. Bilsek zaten çok farklı yaşardık sanırım. Belki de ölüm düşüncesiyle yaşadığımız anın tadını bile çıkaramazdık. Ölümün sırası olmaz derler ya, kimi zaman 1 yaşında bir bebek, kimi zaman 115 yaşında bir babaanne ölüverir. Her ölüm erken ölümdür, bilirim. Ama Hasan Doğan'ın ölümü herkesi düşüncelere boğdu, bunu kabul edelim.
O kadar çok gerçekleşmesi gereken proje, yapılacak işler vardı ki...
Ama dünya işi dünyada kalıyor ve biz göçüp gidiveriyoruz. Önemli olan dünyada bir iz bırakabilmek. Hasan Doğan da bunu yaptı, ruhu şad olsun. Ailesine başsağlığı diliyorum. Aynı gün toprağa verilen bir başka yıldız ise Erdem Beyazıt'tı. Ölümünün ardından şiirlerine bir kez daha baktığımda Veda isimli şiirini yazmak istedim bu köşede. O, şimdi sadece şiirdeki gibi bir şehre değil, dünyaya veda etti. Alnımız ak bir vaziyette. Yaradanımızın huzuruna çıkma ümidiyle...
VEDA
Bu şehirden gidiyorum
Gözleri kör olmuş kırlangıçlar gibi
Gururu yıkılmış soy atlar gibi
Bu şehirden gidiyorum
İnsanlar taş gibi bana yabancı
Ağaçlar bensiz hüküm giyecek bulvarlarda
Bir tambur bir yalnızlığı anlatıyorsa
O ışıksız pencereden
Ben onu bile bile duymuyor gibiyim.
Bu şehirden gidiyorum
Gömerek geceyi içime
Sabahın hüznünü beklemeden
Gidiyorum bu şehirden.