Yasak meyveyi önce Havva mı yedi, Adem mi?

Yasak meyveyi önce kimin yediği konusunda bir araştırma yapan Moral Dünyası Dergisi Yazı İşleri Müdürü Ekrem Altıntepe, yasak meyveyi kimin yediğini bulmuş.

15 Ekim 2010 Cuma, 09:42
Yasak meyveyi önce Havva mı yedi, Adem mi?

“Cennetin yasak nimetinden tatmak hevesi bütün benliğini kapladı Âdem’in. İçinde yasağı çiğneyecek gücü buldu. Söz… Nasılsa unutulmuştu. Lakin böyle bir eylem gözü açık olamazdı. Kapadı gözlerini. Ne olacaksa göze aldı. Sanki hiçbir şey olmayacaktı.
İç bahçenin yollarına daldı.

Büyük ağacın altına ne biri sonra ne diğeri önce geldi. Ne biri gecikti ne de öbürü acele etti. O anda Âdem’le Havva ayrı ayrı değillerdi. Ama içlerinde dolaşan da ancak kendileri. Herkes o anda ancak kendi kadardı. Üstelik arada bir ucu divaneliğe çıkan, arzu, Âdem’in Havva’yı Havva’nın Âdem’i zorlaması vardı.
Ne geldiyse başlarına birlikte geldi. Öznesi çiftti bu cümlenin. Eylemi tekildi. Suç tekti ama işleyeni ikiydi. İkisi ayrı ayrı tadına baktı, ayrı ayrı çiğnedi. Ama damaklarında aynı tat, dişlerinde aynı kamaşma aynı anda yayıldı. Bir bedende iki ruh, iki bedende aynı bir ruh olarak yediler yasaklanmış meyveyi. Kimse kandırmadı kimseyi. Suçu ne Âdem Havva’ya yükledi ne de Havva Âdem’ini itham etti.”
Yukarıdaki cümleler, büyük bir zevkle okuduğum Nazan Bekiroğlu’nun “La, Sonsuzluk Hecesi” isimli kitabına ait. Bekiroğlu, bu kitabında Hz. Âdem’in yaratılışından başlattığı hikâyesini, meleklerin Âdem’e secde edişini, şeytanın isyanını, Havva’nın yaratılmasını, şeytanın onları kandırarak yasak meyveden yemelerini, Âdem’in tövbesini, cennetten yeryüzüne gönderilmelerini, yeryüzünde tekrar kavuşmalarını, çocuklarının olmasını, Kabil’in Habil’i öldürmesini dinî rivayetlere uygun bir şekilde anlatarak devam ettiriyor.
Bekiroğlu’nun kitabı son zamanlarda okuduğum hatta uzun zamandır okuduğum en güzel kitap. Şiir tadında ama şiir değil. Okuyucunun damağında garip bir tat bırakıyor. Tam olarak ne okuduğunuza karar veremiyorsunuz. Şiir değil, roman değil, hikâye değil ama sanki hepsi… Hepsinden bir tat var. Kitabı bir solukta okumanızı sağlayacak edebî bir tat…
Yukarıda alıntıladığım bölüme geldiğimde bir an duraksadım. Zihnimi yokladım. Acaba ben mi yanlış biliyordum? Buraya kadar Hz. Âdem’in hikâyesini Kur’an-ı Kerim’den cümlelerle süsleyen, Kur’an-ı Kerim’de ve dinî rivayetlerde yaratılışla ilgili anlatılanlarla uyumlu bir şekilde anlatan yazar mı acaba bir yanlışlık yapıyordu yoksa benim bilgilerim mi yanlıştı?

Kim önce yedi?
Karşımda kitap okumakla meşgul olan eşime seslenerek:
- Yasak meyveyi ilk önce kim yedi, diye sordum.
Eşim, başını okuduğu kitaptan kaldırarak:
- Hz. Havva yedi, dedi.
Eşim de benim bilgilerimi teyit eder mahiyette şeyler söylemişti. Evet, ben de yıllardır şeytanın kandırması sonucu yasak meyveyi ilk önce Hz. Havva’nın yediğini, daha sonra Hz. Âdem’e yedirdiğini biliyordum.
Daha sonra “Yasak meyveyi ilk kim yedi?” sorusunu yönelttiğim on kişiden sekizi “Havva” cevabını vermiş, iki kişi ise bilmediğini söylemişti. Yani toplum olarak neredeyse yüzde seksenlik bir oranda yasak meyveyi ilk önce Havva’nın yediği konusunda hemfikirdik.
Eşim verdiği cevaptan sonra kitaplıktan aldığı bir kitaba göz atarak bana şunları okudu:
“Rivayete göre yasak ağaçtan ilk yiyen Hz. Havva olmuştu. Hz. Âdem hanımı Havva’yı yanına çağırdı. Havva, ‘Hayır gelmem, sen gel” deyince Âdem, Havva’nın yanına gitti. Havva, ‘Şeytanın tavsiye ettiği ağacı meyvesinden yemeden seni yanıma sokmam’ (İbnü’l-Esir Tercümesi 1:28) ve ‘Ben yedim, bir zarar olmadı, sen de ye’ deyince o da yedi. ‘Havva olmasaydı hiçbir kadın kocasını kandıramazdı’ (Buhari, 5:103) mealindeki hadis bu sırra işaret eder.”
Bu cümleler İhsan Atasoy tarafından kaleme alınmış Peygamberler Tarihi isimli eserde geçiyor. Üstelik bir hadis Buhari kaynak gösterilerek zikrediliyor ve İbnü’l-Esir gibi bir âlimin kitabı kaynak gösteriliyordu.
O zaman Nazan Bekiroğlu acaba bu hadisi ve bilgileri bilmiyor muydu? Biliyor idiyse niçin olayı farklı bir şekilde hikâyeleştirmişti? Bütün kitap içerisinde Kur’an-ı Kerim’e ve dinî rivayetlere sadık kalan Bekiroğlu, bu konuda niçin farklı davranıyordu?
Bu ve benzeri sorular zihnimi kurcalamaya başladı. Konuyu araştırmaya karar verdim. Araştırdıkça olayın hiç de o kadar basit olmadığını gördüm.

TDV ve iki farklı görüş
Konu hakkında yaptığım araştırmaya Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yayınlanan İslam Ansiklopedisi’yle başladım. Bu ansiklopedinin 1. cildinin “Âdem” maddesinde konuyla ilgili şu bilgilere yer veriliyor: “Hz. Âdem’in yasak ağaca yaklaşması ve Allah’ın yasağını çiğnemesi şekli ve neticeleri hakkındaki bilgiler Tevrat ve Kur’an-ı Kerim’de farklılıklar göstermektedir. Tevrat’a göre kır hayvanlarının en hilekârı olan yılan, Aden’deki bahçede (cennet) yaşamakta olan Havva’ya yaklaşmış. ‘Allah bilir ki ondan yediğiniz gün, o vakit gözleriniz açılacak, iyiyi ve kötüyü bilerek Allah gibi olacaksınız’ diyerek onu yasak ağacın meyvesinden yemeğe ikna etmiş, daha sonra Havva yasak meyveden Âdem’e de yedirmiştir. (Tekvin, 3/1-6) Kitab-ı Mukaddes’in ‘İblis ve şeytan denilen büyük ejder, bütün dünyayı saptıran eski yılan yeryüzüne atıldı ve onun melekleri kendisiyle beraber atıldılar‘ (Vahiy, 12/9) ifadesinden de anlaşılacağı gibi bu yılanın şeytan olduğu söylenmektedir. Apokrif kaynaklarda şeytanın yılanın içine girdiği ve Havva’nın yalnız kalmasını gözleyerek ona yasak ağacın meyvesini yedirdiği nakledilmektedir. (bk. J. B. Frey, DBS, 1, 112; J. Pedersen, El (Fr.) 1, 182). Başka bir rivayete göre ise semadan kovulan şeytan, o sırada kanatları olan ve konuşabilen yılana Âdem ile Havva’yı iğva etmesini öğretir. (bk. J. B. Frey, DBS, 1, 125-126). Kur’an-ı Kerim’de yılandan söz edilmemiştir. Bazı İslam tarihi kitaplarında geçen bu yılan unsuru tamamen İslam dışı kaynaklara dayanmaktadır. Kur’an’a göre onları yasak ağaca yaklaşmaya teşvik eden şeytandır. Âdem’e karşı açık bir kıskançlık içinde olan şeytan, önce Allah’ın emrine karşı gelerek Âdem’e secde etmemiş, (bk. A’raf 7/11-12) sonra da onu aldatarak günah işlemesine sebep olmuştur. Şeytanın cennete girişi ve Âdem ile Havva’ya yaklaşması konularında Kur’an ve sahih hadislerde bilgi yoktur. Diğer İslamî kaynaklardaki bilgiler ise genellikle apokrif Yahudi kaynaklarından alınmıştır.”

İslam Ansiklopedisi’nin “Âdem” bahsinde “Şeytanın cennete girişi ve Âdem ile Havva’ya yaklaşması konularında Kur’an ve sahih hadislerde bilgi yoktur” denilse de aynı ansiklopedinin 16. cildindeki “Havva” maddesinde şu bilgiler veriliyor: “Kur’an’da yer almamasına karşılık hadislerde Havva’nın gerek yaratılışı gerekse cennetten çıkarılıştaki rolüyle ilgili bilgiler mevcuttur. Birkaç hadiste Havva’nın adı anılmış (Müsned, V, 11; Buhari, Enbiya: 1; Tirmizi, Tefsir: 4, 7; İbn-i Mace, Taharet: 77), bazı hadislerde de Havva’nın adı zikredilmeden kendisinden dolaylı olarak söz edilmiştir. Havva adının geçmediği bir hadiste kadının eğe kemiğinden yaratıldığı belirtilirken Havva adının yer aldığı bir başka hadiste ‘Eğer Havva olmasaydı kadın cinsi eşine hıyanet etmezdi’ denilmiştir. (Buhari, Enbiya: 1, 25; Müslim, Rada: 62, 63) Hadis yorumcuları bu ifadeyle Havva’nın ilk günahtaki rolüne işaret edildiğini ileri sürerler. Mesela İbn-i Hacer el-Askalani ‘Havva, şeytanın kendisine şirin gösterdiği şeyi kabul etmiş ve kendisi de bunu Âdem’e şirin göstermiştir; işte hadisteki hıyanetin anlamı budur’ der. (Fethu’l-Bârî, VI, 424) Ancak aynı hadis, Havva’dan itibaren bütün kadınların cinsî cazibeleri dolayısıyla kocaları üzerinde dinî ve ahlakî bakımdan olumsuz sonuçlar doğurabilecek bir etki gücüne sahip oldukları şeklinde de yorumlanmıştır. (Muhammed Gazali, s. 280-281, 286)”

İslam Ansiklopedisi’nde şeytanın cennete girişi ve Âdem ile Havva’ya yaklaşması konularında iki farklı bilgi yer alıyordu. İhsan Atasoy’un kitabında kaynak gösterdiği Buhari’de yer alan hadis, İslam Ansiklopedisi’nin “Havva” maddesinde de vardı. Bu hadis sahih ise Nazan Bekiroğlu bunu görmemiş miydi acaba? Veya Nazan Bekiroğlu yasak meyveyi Âdem ve Havva’nın aynı anda yediğine dair anlatımlarını nereye dayandırıyordu?

Hem İslam Ansiklopedi’nde hem de İhsan Atasoy’un kitabında geçen Buhari kaynaklı hadis, Türkiye’de hadis çalışmaları ile tanınan merhum Prof. Dr. İbrahim Canan’ın Kütüb-i Sitte eserinde var. Prof. Dr. Canan, hadisin açıklamasında şu bilgilere de yer veriyor: Havva ile ilgili olarak şu söylenmiştir: “Hz. Âdem’i cennete yasak ağaçtan yemeye teşvik eden Hz. Havva olmuştur. Böylece kocası Âdem’in hata işlemesine o  sebep olmuş, dolayısıyla diğer kadınların kocalarına ihanet etmeleri ondan kalmıştır.”

Bir ilim adamının vakarı
Nazan Bekiroğlu’nun “Yasak meyveyi beraber yediler” söylemi ile Prof. Dr. İbrahim Canan’ın Buhari’de geçen hadise düştüğü “Hz. Âdem’i cennete yasak ağaçtan yemeye teşvik eden Hz. Havva olmuştur. Böylece kocası Âdem’in hata işlemesine o  sebep olmuş, dolayısıyla diğer kadınların kocalarına ihanet etmeleri ondan kalmıştır” açıklamasını okuyunca gazetecilik refleksim devreye girerek burada bir “polemik” kokusu almıştım. Bu bir gazeteci için bulunmaz bir fırsattı, bir polemik çıkacak ve gündem oluşturulacak… Bir gazeteci daha ne isteyebilirdi ki?

 Vefatından bir süre önce kendisini arayarak konuyla ilgili düşüncelerini sorduğum Prof. Dr. Canan şunları söylemişti: “Bu konuda ulema arasında kesin bir şey yok. Hatta yasak meyvenin kadın-erkek beraberliği şeklinde, yani münasebet-i cinsiye şeklinde olduğu yorumları var. Bu konuda kesin bir şey söylemek zor. Bazı rivayetlerde geçen kimin önce yediği yolundaki bilgiler yorumdur, belki zayıf rivayetlerdir. Dolayısıyla bunlar kesin bir hüküm olarak, bir Kur’an nassı gibi veya sabit bir gerçek gibi algılanamaz, kim söylerse söylesin, mesela Fahreddin Razi bile yazsa, bunu Fahreddin Razi o şekilde anlamış, fakat zamanımızda böyle yeni yorumlar var denilebilir, yeni bir yorum yapmak mümkündür. Eğer bu konuda sahih ve mütevatir bir hadis olursa veya Kur’an’da açık bir hüküm olursa o zaman yorum yapmaya gerek yok. Onun dışında yeni yorumlar yapılabilir, bizim yaptığımız nakil başkalarını bağlamaz. Bu konu üzerinde yoğun bir çalışma yapmadığım için kesin bir şey söyleyemem. Bu konularda yoğunlaşma bütün tefsirleri gözden geçirme, bu konuya temas eden yorumcuları gözden geçirme şeklinde olur. Bu hadisin geçtiği Buhari’nin değişik şerhlerine bakacaksınız, bu konuyla ilgili ayetlerin yer aldığı tefsirlere bakacaksınız. Bunun için de Arapça’nız olacak, kaynaklara ineceksiniz, oralardan bakacaksınız. Yoksa bizim yazdığımız gibi veya ikinci üçüncü el olan avamî kitaplardan hareketle bir neticeye varamazsınız. Bu şekilde daha sağlıklı, mazbut, günümüzün anlayışına uygun bir yorum gayet rahat yapabilirsiniz. Bizim yaptığımız şerhe çok fazla güvenmeyiniz derim.”

İbrahim Canan Beyefendi ile telefonla yaptığımız görüşme bittiğinde hissettiklerim hayal kırıklığı mıydı? Hayır? Hayranlık mı? Kesinlikle… İbrahim Canan’ın verdiği cevapta bir ilim adamının vakur duruşunu görmüştüm. “Ben öyle diyorsam öyledir” demiyordu, “Bizim yaptığımız şerhe çok fazla güvenmeyiniz, araştırınız” diyordu. Bu, benim televizyonlarda gördüğüm “Benim söylediğim doğru, başkaları yanlış, bunu ben bilirim” duruşuna benzemiyordu. Sanırım gerçek ilim erbabını sahtelerinden ayıran da bu mahviyet altındaki vakur duruştu.

Prof. Dr. İbrahim Canan’ın “Böyle bir araştırma için Arapça bileceksiniz, kaynaklara bakacaksınız” tavsiyesiyle Arapça bilmediğim, dolayısıyla asıl kaynaklara bakma şansım olmadığı için günümüz kaynaklarından araştırmaya devam ettim.
Sırada, kitabında “Yasak meyveyi Hz. Âdem ve Havva birlikte yediler, ne birisi önce ne de birisi sonra” diyen Nazan Bekiroğlu vardı. Doğrusu onun böyle bir yargıya bu kadar kesinlikle nasıl varabildiğini merak ediyordum.

Yaptığım araştırmayı anlattığım ve kendisinin görüşlerini almak isteğimi belirttiğim Nazan Bekiroğlu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu görüşlere yer verdi:
“Rahmetli İbrahim Canan’ın görüşlerine katılıyorum, bu konuda o en doğrusunu söylemiş. Benim söyleyeceğim şey şu: Burada üzerinde durulması gereken şey, ne söyleyebileceğimizden ziyade ne söyleyemeyeceğimiz meselesidir. Kur’anî kaynaklara, onların üzerinde yapılmış bilimsel araştırmalara ve tefsir külliyatına baktığımız zaman –araya sızmış İsrailiyatlara rağmen- ‘Yasak meyveyi önce Havva yedi ve Hz. Âdem’e de o yedirdi’ demek mümkün görünmemektedir. Diğer yandan ‘Birlikte yediler’ ifadesi Kur’an gramatiği bakımından, bu kıssadan bahseden ayetlerde açıktır. ‘Birlikte yediler’ tavrının, Kur’an’ın hem grameri hem de temel mesajları ile uyumlu olduğu görülür. Kur’anî kaynaklar bakımından ‘Havva yedirdi’ demek ‘Birlikte yediler’ demekten daha zordur.”

Bizim yasak meyvelerimiz
Prof. Dr. İbrahim Canan, Nazan Bekiroğlu ile görüşmelerim ve İslam Ansiklopedisi’nden konuyla ilgili okuduklarım ve yaptığım küçük çaplı araştırmalar sonucu asıl meselenin yasak meyveyi önce kimin yiyip yemediği olmadığını fark etmeye başladım.
Araştırmalar sırasında zihnimde yeni sorular canlanmaya başlamıştı ve bu soruların en can alıcısı şuydu: “Hz. Âdem ve Havva, Rablerinin sadece bir tane yasağını çiğnedikleri, bir emrini yerine getirmedikleri için cennetten uzaklaştırıldılar. Peki, her gün defalarca Allah’ın emirlerini yerine getirmeyen ve yasaklarını çiğneyen benim halim nice olur acaba?”

Ben ki bırakın hayatında bir kere, senede bir kere, ayda bir kereyi, her gün bana hayat veren Rabb’imin emirlerine bir kez değil defalarca karşı geliyor, O’nun isteklerine karşı kulaklarımı tıkıyordum. Benim bir günde yediğim “yasak meyve” sadece bir tane değil kucaklar dolusuydu. Rabb’im, benden namaz kılmamı istiyor ben emrini yetirmede ihmalkar davranıyor, gerekli özeni göstermiyorum, Rabb’im bana “Anne babana üf bile deme!” diyor, ben ise onların kalbini kırmaktan çekinmiyorum. Rabb’im bana “Günahlara yaklaşma!” diyor ben ise günah semtinden ayrılmıyorum. Rabb’im benden malımın zekâtını vermemi istiyor, ben acaba nasıl daha az zekât verebilirimin hesaplarını yapıyorum. Rabb’im benden oruç tutmamı istiyor, ben aç kalmayı tercih ediyorum. Rabb’im benden doğru konuşmamı istiyor, ben ise sözlerimi dolandırarak açık kapılar bulmanın yollarını arıyorum. Rabb’im benden gıybet yapmamamı istiyor ancak ben sabahtan akşama kadar boş boş konuşmayı alışkanlık haline getiriyorum…  

Evet, günde sayısız defa Allah’ın emirlerini dinlemeyerek sayısız “yasak meyve” yiyen insanın düşünmesi gereken asıl konu “Yasak meyveyi önce kim yedi?” meselesi değil “Yasak meyve denizinde yüzen benim halim ne olacak?” konusudur.
Bu arada, sormayı unuttum: “Sizin yediğiniz kaç yasak meyve var acaba?”



2 Yorum

  1. sema

    30 Mayıs 2012 at 19:42

    bu detaylı araştırma için çok teşekkür ederim,kitabı okurken bir arkadaşla bu konu üzerine sohbete dalmıştık.çok açıklayıcı oldu benim için yazdıklarınız.teşekkürler..

  2. sema

    30 Mayıs 2012 at 19:42

    bu detaylı araştırma için çok teşekkür ederim,kitabı okurken bir arkadaşla bu konu üzerine sohbete dalmıştık.çok açıklayıcı oldu benim için yazdıklarınız.teşekkürler..

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>