Evlilik İçin Aracı Olmak Bu Kadar Zor Mu?

03 Kasım 2013 Pazar, 19:42
Evlilik İçin Aracı Olmak Bu Kadar Zor Mu?

Herkesin “Aman hiç o işlere bulaşmamak lazım.” dediği bir iştir evlilik için birilerine aracı olmak.Arkasından da eklerler;”Sonucu kötü olursa bizden bilirler.İyi olsa yüzümüze bile bakmazlar.Ne gerek var,dertsiz başımıza dert mi alacağız?” Hem geçen Hamdiye ablanın kızı Ayseli göstermişler ,onu bile beğenmemiş oğlan .Kız hem güzel hem de doktor.Neymiş,boyu biraz kısaymış.Armudun sapı,üzümün çöpü…Onu beğenmediyse artık kimi beğendirelim biz…”

”Aman abla boş ver,gitsinler kendileri bulsunlar.Şimdiki gençlik aklı başında…Ne yapacaklarını iyi biliyorlar…”sözleriyle kendilerini bu konuda güzelce ikna edip bu meseleden mümkün olduğunca kaçar çevredeki abla ve teyzeler…
Şimdiki gençliğin aklı başındaymış…Gençliğin aklı nerde kimse bilmiyor.Bilen de ifade edemiyordur belki…Adı üstünde işte “deli-kan”.Kanı deli akar insanın gençlikte.Ota-çöpe-sapa şıp diye kapılı veririr Alimallah…Hele ki sosyal hayata pek çıkmamış,bayan değil insan yüzü görmemiş körpe bir delikanlı,süper markette alış-veriş yaparken ona öylesine işi icabı gülümseyen bir kasiyer kıza dahi aşık olmaya hazırdır …

Şimdiki gençliğin aklı başındaymış(!)Peh…

Günler böyle geçer gider.Evlendirmeye meraklı olan mizansız teyzeler de ;zenginlik ve güzellik açısından irdeler olayı…Ama delikanlının dini çerçevedeki prensiplerini bilenler kimseciklere yakıştıramaz onu…Pırlantadır o…Kimsecikler layık değildir ona…Ama bir Allahın kulu da aracı olmaz ,korkar sabık nedenlerden ötürü.Sadece “temenni ederler “şöyle Alim ,hoca bir hanım kızla izdivacını…Sadece temenni…”Hayırlısı bakalım”…
Sonra bir duyarsın ki ;dininde-diyanetinde ,namazında-niyazında ,ahlakı ve iffetiyle herkes tarafından  parmakla gösterilen  mahallenin o gözde delikanlısı ,tutmuş gitmiş iş yerinden hiç de dinen kendine uygun olmayan , İslami yaşayışa zıt denilecek ölçüde hatta ölçüsüzlükte bir hayat duruşu olan kızın tekini koluna takmış.Ona dini anlatmak şerefiyle (!) dolan göğsünü kabarta kabarta, mümkün olan en kapalı kıyafetini giymesini tembihlediği hanım kızımızı kendi mahallesine,evine, anasının elini öpmesi için getiriyor.Gelinine elini  titreye titreye uzatan ,kalp krizi geçirmemek için 2-3 kalp hapını birden ağzına atan kayınvalidenin o an için gözünün önünden ciğerparesine yakıştıramadığı onlarca dindar kız geçiyor belki. Ama  yutkunabiliyor elini öptürürken sadece Hoca oğlu kırılmasın diye.İçinden de “elbet vardır evladımın bir bildiği “diyerek.
Kıza sorsan çok kısa ,delikanlıya göre ise çok uzun bir zamanda evlilikhazırlıkları,ailelerin tanışması,şunu isterim-bunu isterimlerden sonra ince kaytan molla(!) bıyığını kesip,saçlarını erkek kuaföründe fönletip  yeni imajını da elde etti mi daha da bir kendine güveni gelir delikanlının. Aklı sıra kızın tarafındanmış gibi görünüp onu kendi tarafına çekecek,nefisle oyun olmayacağını bilmezmiş gibi…

“Dindar olanla evlenmek kolay.Asıl hizmet ,İslamiyet’ten uzak olanı  dine yaklaştırmak” şeklinde şeytanın sağdan sağdan seslendiği iç sesi eşliğinde  gelin hanımla havuz başında dekolte gelinliğiyle vals yaparken  gelin çiçeğiyle uyumlu pembe papyonunu düzeltip  bir yandan da  “ben evlendikten sonra onu dize getiririm. Hele şu balayını bir atlatalım,ilk tanıştığımızda ona okuduğum tabiat risalesinden devam ederiz “diye  onu kandırır saf abimizin zihninden geçen  nefsani avunmalar.

Düğünden sonra mahalledeki kadınlar Refika Teyzenin evinde kısır tabakları ellerinde;yer yer  tühlenme sesleriyle hararetli bir sohbete başlarlar;”Yazık oldu çocuğa…Ah yavrum,bu çocuk bu kıza mı layıktı?Biz buna kimleri düşündük de beğenmezler,dinen zayıf görürler diye teşebbüs etmedik.””Öyle deme ama Münevver abla,ben birini tavsiye etmiştim anası benim oğlum hoca dedi.Hoca gelin alacakmış.Hiç gidip görmedi,Bilal oğlumuza söylemedi bile.””Amaaan…Allah yazmış bize de susmak düşer…”
Sonuç belli; bir-iki sene sefahatli ve felaketli bir mecazi aşk döneminden sonra fikir ayrılıkları,evlenme sürecinde ailelerin imtizaçsızlığından kaynaklanan tartışmaların yıpratması,gelin hanımın “beni bugün hangi cafeye götüreceksin Biloş…” nazları…

Delikanlının içinde geçmişe,ihlasa,maneviyata karşı duyduğu özlem ,eşine söz geçirememekten duyduğu üzüntü ve tartışmalar,”Beni alırken benim böyle olduğumu biliyordun.”başlıklı 100. tartışma , nefsine ve heveslerine yenik düşmekten kaynaklanan günahların verdiği vicdan azabı,evde çocukla daha çok vakit geçiren ve çocuğu şekillendiren anne olduğu için aynı annesi gibi dinden imandan uzak yetişen  çocuklar ve iki dünya Cehennemi…..

Demezler mi “E be Naciye abla! Münevver ablaya suç bulana kadar siz film izler gibi izlemediniz mi şu çocuğun okulunu bitirip de dinen hiç uygun olmayan o iş yerinde çalışmaya başlarkenki halini?Görmediniz mi önceleri sabah namazına camiye yetişmek için koştururken sonraları sanki rızkı veren –haşa- Allah değil de patronmuşçasına gece-gündüz canhıraşane çalışıp “geçim telaşı işte aslında yapmamak lazım” diye diye vakit namazını evde kaza eder hale geldiğini…
O günahlı ve lakayt iş yerinde yoğun bir şekilde çalışırken sohbetlere gitmeyi de aksatıp dini hassasiyetlerini yavaş yavaş kaybettiğini geçen bayramda uzaktan başıyla selam verirken bu bayram komşusu Nebiye ablanın  boynuna sarılmasından da mı anlamadınız?
O kızı kolunda görmeden önce diyemediniz mi “Bak evladım,ailemizde helal süt emmiş,dininde diyanetinde sana denk olan bir hanım kızımız var.Görüşmeyi arzu ederseniz annenle birlikte falanca mekana buyurun gelin sizi görüştürelim.” diye bir büyüklük yapmak, bir sevap kapısı aralamak da mı aklınıza gelmedi?
Anasının karşısına geçip diyemediniz mi;”Hafize ana,senin oğlun pırlanta maşallah tamam.Ama bak sen hayırlı bir kısmet bulup baş-göz etmezsen Allah muhafaza gençlik zamanında hisler kördür,akıbeti düşünmez.Belki kendi birini bulursa güzelliğine kapılır da Sünnet-i Seniyyede tavsiye edilen  küfüv olma noktalarını göremez.

Evlenecek kişilerin en önce dinen birbirine küfüv olmaları gerektiğinin önemini bu cahillikle, bu cahil cesaretiyle bilemez.Gel falancanın kızını sen bir tavsiye et oğluna, bir gösteriver.Belli mi olur,sen beğenmez dersin ama belki oğulcağızının kalbi ünsiyet eder.”

Diyemediniz işte…”Kim uğraşacak?” Dediniz…”Aman bana ne !” dediniz… “İyiyken kötü olurum sonra nolur nolmaz .”dediniz…”Ona bakmaz,bunu beğenmez,şu kız kısa,o kız çirkin,falancanın ablası var önünde daha bekar,filanca okulunu bitirmedi,ötekinin de babası kürtmüş vermezler…” dediniz…
Şimdi de kalkmış bana”Kim bilir belki de evlendiği kız dine döner,dindar olur,niye bu kadar abartıyorsun ki! Kendi bulan illa böyle olacak diye bir şey mi var? Kim bilir belki ondan bile fazla dindar olur? Ne biliyorsun?” diyorsunuz…
Ben de size diyorum;”Evet bunu kim bilir? Kim bilebilir???Böyle bir riski kim göz göre göre alabilir”
Kim bilir belki şu bahsettiğin aklı başında olan o genci bulabilirsen belki? Ama kim bilir???
Risale Ajans


Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>