Özlem Albayrak'ın Yazısı...
Yazlar Bilirim Memleketime Özgü...
Beklenmedik ölümlerle, beklenen ama yine de kıyılamayan ölümlerle, bunaltıcılığı iyice tutkallaşan bir haftayı daha harcadık. Çıkar hesaplarına laiklik gibi moral değer kılıfları geçirerek bu ülkenin geleceğini ipotek altına alan ve bunu ödenebilir bir bedel olarak gören darbe hülyası kurucularının pervasız günlükleri, açığa çıkan üçüncü darbe denemeleri, barajların bataklıklara dönüştüğü, suların elini eteğini çektiği, kutuplara bundan böyle kayık turlarının düzenleneceği gibi 'kıyamet' bilgileri, zaten sarsılmış bünyelerin geleceğe dair istifhamlarını bir kez daha şeddeliyor, katmerliyor.
Küçük kıyameti yaratıcının uhdesinde olan insanoğlu, açgözlülüğü sayesinde dünyanın kıyametini acele ettirmeye pek hevesli görünüyor. Açgözlülük; yani merkezsiz, topraksız egemenlik aygıtı… "Bu ülkenin, bu dünyanın, bu partinin sahibi benim, tasarrufumdaki tek faktör paşa gönlümdür" diretkenliğinde ısrar, inat kararlılığı...
Geçtiğimiz haftanın onca "baba" haberi arasında kaybolan DSP'deki istifa tartışması takılıyor zihnime. Hazır insanın doymazlığıyla harabeye çevirdiği dünya, beklemekten yorulmuş, 'elverir artık' demiş gibi ani bir kontratakla gerilmiş, tokadını aşketmeye hazırlanmışken, hazır insana dünyada peşinden koştuğu şeylerin gelip geçiciliğini sürekli hatırlatan ölüm yine sürmanşetlere çıkmış, başrolünü dünyalık gaspçılardan geri almışken, gönül iki satır etmek istiyor, insanın ihtirasına birkaç söz söylemek iktiza ediyor.
DSP Genel Başkanı Zeki Sezer'i istifa ettirmeye ahdetmiş gibi görünen Rahşan Ecevit'ten bahsediyorum. Evinden yaptığı 'Sezer istifa etti' açıklamasına aldığı 'Hayır istifa etmedim' misillemesinden. Ne hazin değil mi? Vakanın kendisi, Rahşan Hanım'ın kaprisi, oyu bizzat Rahşan Hanım sebebiyle yüzde bilmem kaçlara düşmüş ve bir daha da kimse toparlayamamış bir parti için çocuk dalaşı…
Sarışın, beyefendi, Batılı kontenjanından partinin başına getirilmiş Zeki Sezer, 'lider' karizmasına sahip olmayabilir. Sezer, miras aldığı halkçı sol geleneği bir transformatör edası ve iddiasıyla kabul etmiş olmasına rağmen gereğince özümseyemediği ve jakoben, totaliter yaklaşımlarıyla dikkat çeken CHP çizgisine kaydığı gibi gerekçelerle eleştirilebilir. Sezer'in Ecevit'ten tevarüs eden zarif siyasetin, zarafetini bozmadığı izlenimini vererek kimyasıyla oynamak gibi bir hataya düştüğü ve bu ülkede her dem anksiyeteye, irkiltiye sebebiyet vermiş olan din düşmanlığına tahvil ettiği, dolayısıyla partinin işini bu noktada bitirdiği de söylenebilir. Hatta hatta "Hem halkçı sol, hem de kentsoylu burjuva görüntüsü; bu formül tutmaz abi" bile denebilir ve dahi de denmiştir.
Kişisel profile bakıldığında, liderlik statüsü için retoriği sorunlu, fazla suskun, fazla düz diye düşünülebilir. Hatta bu eleştirileri bertaraf etmek için seçimden önce miting meydanlarında yaptığı hakaret dozaşımına uğramış konuşmaları ve ifade tarzına, 'bırak dağınık kalsın, eski suskun adam olarak kal' demişliğimiz bile mevcuttur. Sözgelimi, DSP'nin kadın başkan yardımcısının bir programda, "Başörtüsü mü, kem küm… Türkiye'nin daha önemli meseleleri var" tarzı açıklamalarına Sezer'in bizzat ve aynı üslupla iştirak ettiğini görmek, DSP'nin tamamen 'koptuğunu' idrak etmek ve kendisine hayatta başarı dilemek için yeterli karine teşkil etmişti ama...
Ama işte Rahşan Ecevit'in, Sezer'in gitmesini parti için demokrasiye havale etmek yerine, "DSP benim mirasım, canımın çektiğini yaparım" bazlı kendine yapışıp kalma ısrarına, bu ısrardaki taşlaşma seviyesine de, 'İhtiras Tramvayı'ndan öte koyacak ad bulamıyorum. Tamam, yeri ve zamanı geldiğinde çekilmeyi bilmek, Türkiye'de siyasetin topografyasında sık rastlanan yükseltilerden değil. Tarih, jübile tarihini tespitte geç kalmasaydı bugün 'minnet'le anılacak, en azından pek çok icraatının yerindeliği teslim edilebilecek ve ortak hafızada daha iyi anıları bulunacak Erbakan gibi, Ecevit gibi, Demirel gibi onlarca siyaset erbabının istirahatgahıdır ve 'Rahşan hanım da bu nedenle maluldür' denebilir.
Oysa değildir. Rahşan Ecevit'in karşılaştırıldıklarına fersah fersah fark atan bir benlik iptilası, tüm yaşamı boyunca eşi ve eşinin sahip olduğu her şey adına seçim yapan ve karar veren 'Hürrem Sultan' tipini; kocası öldükten sonra da bir zamanlar sahip olunanları ısrarla kendinin saymaya devam edecek kadar genişletmesi gibi bir 'sorunu' vardır. Ecevit'in sağlığında bile kıyasıya eleştirilen DSP hiyerarşisinin en başında konumlanma iddiasını, ölümünden sonra bile bunca cehdle sahiplenmesi gibi insanda ruh arkeolojisi merakı uyandıracak kadar ego patlamasından muzdariptir. Bu nasıl bir nefsi emmare gösterisidir, dedirtir.
Diyeceğim o ki, insan ihtirası, doymazlığı, ille de açgözlülüğü yeryüzünü daha iyi bir yer olmaya doğru götürmüyor. Kıyameti ötelemek adına bunca gayretle kendine görev biçenler, bu devasa anafor içinde konumunun ve gücünün farkında olarak akmak yerine, yeryüzünün, ülkesinin, partisinin, ailesinin dostunun kıyametini getiriyor. Dokunamadığı tek şey, küçük kıyametleri oluyor.
Daha da hazini, tek dokunulmazın, tek hakikat olduğunu herkes bilmezden geliyor.